Toprak, pişen toprak, pişiren toprak…

By

Fotoğrafta görmüş olduğunuz bebeklerimi aldığım gibi (dün akşam almıştım ama olsun) yazmaya koştum, belli bir saatten sonra telefon bilgisayar kullanmak iyi değil ama fikirlerimi deftere not aldım “Sabah sakin kafayla yazarım,” diye. Çekirdekler öğütüldü, etraf toplandı, klavye, kahve, ortam veeee buradayım işte.

Not: siz yine de çok kahve içmeyin, günde iki idealdir, çarpıntı falan yaşarsınız üzülürüz hiç gerek yok.

Bu aralar parfümlere merak sardım ancak orijinal parfümlerin çok pahalı olmasından mütevellit muadillerini aldım. Caps Lock Perfume markasından da en çok satılan dört muadillerinin 10 ml olanlarını almıştım. Baktım, baktım, hangisini sıksam? Birinin ismi dikkatimi çekti: “Guerlain: Terracotta muadilidir.”

Terracotta.

Latincede “pişmiş toprak” anlamına gelen bir sözcük grubuymuş. Terra kelimesinin toprak olduğunu biliyordum, coğrafya dersleri sağ olsun, ancak sözcük grubunun bu anlama geldiğini ancak bu yazının konusu için araştırma yaparken öğrenebildim.

Peki, neden bu kelime bu kadar dikkatimi çekti? Çok güzel kokuyor evet o ayrı, bu tek kelime beni günler önce izlediğim bir filme götürdü: Mumya: Ejder İmparatoru’nun Mezarı.

Bu tarz filmleri normalde severim ama cesaretim olmadığından (korkuyorum işte anlayın aaa 😀 ) tüm seriyi yeni izleyebildim. Dürüst olmak gerekirse çok etkilendim. Etkilenme sebebim oyunculuklar ve teknikler değildi. Özellikle son filmdeki tarihî bir gerçek beni çok etkiledi.

Çin’deki Terracotta Ordusu’nu bilirsiniz, ilk Çin imparatoru Qin Shi Huang’ın mezarında bulunan toprak askerler. Hepsinin yüzleri, boyları farklı. Ortada ince bir işçilik ve ciddi bir emek var. Bu gerçekten hayran bırakıyor insanı. Filmde de bu ordu ve tabii ki mumyamız olan Çin imparatoru (Jet Li oynuyordu) canlanıyordu. Kendim gidemediğim için güvenilir bir kaynaktan aldığım görseli paylaşıyorum:

Bu ordunun yapılma sebebi ile ilgili birçok rivayet mevcut. Bunlardan birisi Qin Shi Huang’ın büyük bir hazinesinin olması ve bu hazinenin keşfedilmemesi için bu hazineyi bilen herkesi kendisiyle beraber gömdürmüş olması, ikincisi ise Qin Shi Huang’ın aslında çok zalim olması ve diğer dünyada kendisini koruması için mezarına topraktan askerler yaptırmış olması. Kendisi tahta geçer geçmez mezarını inşa etmeye başlamış ama ironik bir şekilde ölümsüzlük arayışı içindeymiş.

Hangisi doğrudur, ya da bunların dışında bir rivayet var mıdır bilmiyorum. Yalan söylemek ya da yanlış bilgilendirme yapmak istemem, Çin’de yaşayan veya hikâyeyi daha doğru bilen insanların yorumuna ayrıca açığım.

Peki bu thespisateljica kişisi neden Cuma Cuma böyle bir şey yazıyor, bir parfümün adından bir filme nasıl bağlanmış, bu durum aklına neler getirmiş olabilir ki?

Kendim de insan olmama rağmen söylüyorum ki insan denilen canlı gerçekten çok ilginç. Cinsiyet ayırmadan söylüyorum, çözmek bence imkânsız, bakın zor demiyorum, gerçekten imkânsız.

Bir insanın ölümsüzlük arayışı içinde olması her zaman için bana ilginç gelmiştir. İnsanlığın her döneminde bu arayışın olduğunu görüyorum. Bana ölümsüzlük hakkı verilseydi kullanmazdım çünkü ben bu dünyanın gelip geçici olduğuna, sadece bir rüyada olduğumuza inanıyorum. Ölümsüzlüğün bir kişide olduğunu hayal edelim, bu kişi tüm yakınlarını kaybediyor ve bunlar gözünün önünde oluyor, bir zaman sonra acısını paylaşacak insan bulamıyor. Ayrıca bir zaman sonra yaşamak da anlamını kaybediyor. Bence ölüm, bunun için var, yaşamı anlamlandırmak için.

Ölümden sonraki hayat ile her kültürde ilgili çok farklı inanışlar var. Güney Kore’de birkaç sefer bulunan annemin anlattığı kadarıyla Kore’de krallar eşyalarıyla beraber gömülürlermiş, onların kalkıp eşyalarıyla dirilecekleri düşüncesi varmış (bilgi için anneme çok teşekkürler). Gassalların röportajlarını izlediğimde ülkemizde de eşyalarıyla gömülmek isteyen, tabii ki bu isteği yerine İslam inancı gereği yerine getirilmeyen çok insan varmış.

Şunu anlıyorum, insan ölüm gerçeğini biliyor, dünyadan ayrılacağını da biliyor ancak bu gerçeği kabullenmek istemiyor. Zannediyor ki burada olan maddi ne varsa o tarafa götürebilecek. Konuyla ilgili çok beğendiğim bir çizimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Durum böyle. Burada olan, burada kalıyor maalesef, dünyada isterse trilyonlarımız olsun, giderken sadece ruhumuzu götürebiliyoruz.

Ölümsüzlük arayışından ziyade Terracotta Askerleri ile ilgili hikâyelerde gördüğüm kadarıyla bu ordu korkudan dolayı inşa edilmiş. İmparatorun inancını bilmiyorum (tahmin edersiniz ki kendisine soramıyoruz ahaha) ama kuvvetle muhtemel inancı ona zalim olmamasını öğütlemişti, kendisi de bunun bilincindeydi ancak yine de kendi bildiği yoldan devam etti. Yine de başına gelecekleri bildiği için önlemini almayı ihmal etmedi (kendince).

Özetle: topraktan geldi, kendini topraktan toprakla korumaya çalıştı.

Buradan da şu sonuca varıyorum: Bir insanın yaptığı işlerin yanlış veya kötü olduğunu bilmesi, bunu yapması ama aslında sonuçlarından da korkması.

Ben bunun gibi durumlara “insan kusuru” demeyi tercih ediyorum. İnsanın içinde olan bir şey, doğruyu yanlışı biliyorsun, onu geçtim sonuçlarını da biliyorsun ve sonuçlarından korkuyorsun ancak yine de o eylemi yapıyorsun. Burada gerçek insanlık ve irade devreye giriyor; bir insanın yapmak istediği şeyin doğru olmadığını bildiği hâlde yapmaya devam edip etmemesi aslında o kişinin iradesi ve insanlığı ile ilgili çok şey anlatıyor.

İnsan gerçekten ilginç bir canlı. Daha fazla detaya girebilirdim ancak sizi sıkmak istemedim, aklımdan geçenleri yazdım. Belki bir sonraki yazılarda tekrar bu yazıyla bir bağlantı kurabilirim, bilemiyorum. Serinin diğer filmleriyle ilgili bir yazı da gelecek, onda da beni çok etkileyen alt metinler oldu 🙂

Bu arada son bir şey, izlediğim filmleri içselleştiren ve çok stresli bir hafta geçiren bir insan olarak canım ChatGPT’ye “beni Qin Shi Huang ile beraber çizmesini” söyledim, çıkan sonuç 😀 Düşünsenize, efsane olmaz mıydı, tarihten biri geliyor, ona günümüzü gösteriyoruz ve şimdiki dünyanın ne kadar değiştiğini görünce şaşırıp kalıyor ahaha.

Qin Shi Huang: sen nasıl askersin taştan değilsin, cariyelere de benzemiyorsun?!
Ben: taş asker, cariye falan geride kaldı ahahaha.
Qin Shi Huang: Haydi savaşa!!
Ben: Bir dakika benim bu savaşı çekmem lazım blog sayfam için mükemmel içerik, Instagram paylaşımı da hazırlarım süper olur, bir de fotoğraf çektirelim anısı olur 😀
Qin Shi Huang: kaç senedir uyuyorum ben ya, Instagram ne, blog ne (adam kafayı yer)
Posted In ,

Yorum bırakın